Yeme içme sektörü sürekli değişim ve yeniliklerle şekilleniyor ve bu süreçte çeşitli beslenme trendleri ortaya çıkıyor. Bu trendlerden biri de ‘’Çiğ Beslenme’’. Çiğ beslenme, gıdaların pişirilmeden ve herhangi bir işleme tabi tutulmadan tüketilmesini esas alan gastronomik bir akım.
Bu beslenme biçiminde genelde taze sebze ve meyveler, kuru baklagiller, tohumlar ve filizlenmiş tahıllar tercih edilmektedir. Çiğ beslenme diyeti, farklı uygulama biçimlerine sahiptir. Bazı versiyonlarda yiyeceklerin 40 dereceyi geçmemesi gerekirken, diğerlerinde bu sınır 48 dereceye kadar çıkarılabilir. Bazı planlar yalnızca bitki temelli gıdaları kapsarken, bazıları çiğ olması şartıyla yumurta, süt ürünleri ve hatta et tüketimine de izin verir. Hangi yöntemi tercih ederseniz edin, temel amaç gıdaları doğal halleriyle yemek ve işlenmiş yiyeceklerden uzak durmaktır.
Her ne kadar yeni bir beslenme biçimi olarak görülse de, çiğ beslenmenin köklü bir tarihi olduğundan bahsetmek yanlış olmaz. Çiğ beslenme akımını yaratan temel fikir, insanlığın ateşin keşfinden önceki beslenme modeli ve bu beslenme şekliyle hayatta kalmış olmalarıdır. Bu yaklaşımın ilk örnekleri ise 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır.
Çiğ beslenme yaklaşımı, tarih boyunca çeşitli öncüler tarafından geliştirilmiş ve uygulanmıştır. İsviçreli doktor Max Bircher-Benner (1867-1939), hastalarını tedavi etmek amacıyla kliniğinde çiğ beslenme yöntemini kullanmıştır. Benzer şekilde, İsveçli beslenme uzmanı Are Waerland (1876-1955) kendi gözlemleri sonucunda, lakto-vejetaryen diyetlerin yanı sıra çiğ gıdaların hastalıkların tedavisinde etkili olduğunu vurgulamıştır. 1822 yılında ise bazı Amerikalı bilim insanları, bu yöntemi “doğal hijyen” adıyla geleneksel tıpta doğal tedavi yöntemi olarak benimsemişlerdir.
ABD’li doktor Herbert Shelton (1895-1985), doğal hijyen kavramını araştırmış ve bulgularıyla bu yaklaşımın öncüsü olarak tanınmıştır. Daha sonraki yıllarda, 1991’de Alman iş insanı Helmut Wandmaker, çiğ beslenmeyi teşvik ederek taze meyvelerin önemine dikkat çekmiştir. 1970’li yıllarda ise Norman W. Walker, çiğ gıdaların sağlık açısından pişirilmiş gıdalardan daha faydalı olduğunu savunarak bu yaklaşımı geniş kitlelere yaymıştır. Walker, pişirilen yiyeceklerin besin değerinin azaldığını ve sağlıksız hâle geldiğini ileri sürmüştür.
1984 yılında Leslie Kenton tarafından yayımlanan “Ham Enerji: Radyant Sağlığa Giden Yol” adlı kitapta ise filizler, taze sebze suları ve tohumlar gibi çiğ gıdalar ön plana çıkarılmıştır. Kitapta, diyetlerinin %75’ini çiğ gıdalarla karşılayan kişilerin dejeneratif hastalıklara karşı daha dirençli olduğu, yaşlanma etkilerinin yavaşladığı, enerjilerinin arttığı ve duygusal dengelerinin güçlendiği belirtilmektedir.
Çiğ Beslenmenin Faydaları ve Zararları;
Çiğ sebze ve meyveler lif açısından zengindir ve bu lifler bağırsaklardaki yararlı mikroorganizmaların büyümesini teşvik eder. Sağlıklı bir bağırsak florası, kabızlık ve ishal gibi sindirim sorunlarını azaltabilir, bağışıklık sistemini güçlendirebilir ve kalp hastalıkları ile tip 2 diyabet riskini düşürmeye yardımcı olabilir. Meyveler, sebzeler, tohumlar ve kuruyemişler gibi çiğ gıdalar vitamin, mineral ve antioksidan bakımından oldukça zengindir. Bu besinler, kronik hastalıkların önlenmesine ve genel sağlığın korunmasına katkıda bulunur. Çiğ beslenme diyeti, paketlenmiş ve işlenmiş yiyecekleri beslenmeden çıkarır. Gazlı içecekler, cipsler ve hazır atıştırmalıklar yerine doğal ve işlenmemiş gıdalar tercih edilir. Araştırmalar, aşırı işlenmiş gıdaların kalp hastalığı, diyabet ve bazı kanser türleri dahil birçok sağlık sorunu ile bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bir diğer yararı ise çevre dostu olmasıdır. Çiğ gıdalar genellikle az ambalajla satılır. Bu da daha az atık anlamına gelmektedir.
Bu pozitif yönlerin yanı sıra bu beslenme biçiminin bazı riskleri de söz konusudur. Hayvansal ürünleri içeren çiğ beslenme, potansiyel olarak tehlikeli olabilir. Çiğ süt ürünleri, yumurta ve et; E. coli, listeria veya salmonella gibi zararlı bakteriler taşıyabilir. Ayrıca, çiğ meyve ve sebzeler de mikrobiyal bulaşma riski taşır. Bu nedenle çiğ gıdaların iyice yıkanması ve hijyen koşullarına dikkat edilmesi hayati önem taşır. Vegan çiğ beslenme, tüm temel besinleri yeterli miktarda sağlamayabilir. Özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum ve omega-3 yağ asitleri gibi bazı besin öğelerini almak zorlaşabilir. Bu nedenle çocuklar, hamileler ve kronik rahatsızlığı olan kişiler, bir sağlık uzmanının yönlendirmesi olmadan bu diyeti uygulamamalıdır. Bunlar dışında sürdürülebilirlik açısından da zorlu olabilir.
Tüm beslenme yaklaşımlarında olduğu gibi çiğ beslenme biçiminde de riskleri göz ardı etmemek ve dengeli bir şekilde uygulamak önemlidir. Çiğ beslenmeye başlamadan önce kişisel sağlık durumu ve beslenme ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak, bu yaşam tarzından maksimum yarar sağlamanın anahtarıdır.
Kaynak: Gastronomi ve Mutfak Sanatları Doktora Öğrencilerinin Çiğ Beslenme (Raw Food) Algılarının Belirlenmesine Yönelik Bir Araştırma
Juiceplanet: Çiğ Beslenme – Raw Food Nedir?
Özel Haber: Elif Göksu Özdemir
Yorumlar