Advert
Advert

Çocuğun Dünyasını Aile Şekillendirir

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Nurperi Cömert

Bir çocuğun yetiştirilmesi yalnızca öğretmenin ve eğitim kurumlarının görevi midir? Üzerinde düşünülmesi ve anlaşılması gereken en önemli bir durumdur bu.

Bir çocuğun geleceği, ona söylenen sözlerden çok yaşadığı evin atmosferinde şekillenir. Çocuklar dünyayı önce ailelerinin gözlerinden tanır; sevgiyi, saygıyı, güveni, sınırları ve iletişimi ilk kez evlerinde deneyimlerler. Bu nedenle eğitim, okul sıralarında başlayan bir süreç değil; bir annenin sesiyle, bir babanın yaklaşımıyla, evde kurulan ilişkilerle şekillenen uzun bir yolculuktur.   Çünkü çocuk yetiştirmek yalnızca bir bireyi büyütmek değil, aynı zamanda geleceği inşa etmektir.

Eğitim, bir çocuğun hayata gözlerini açtığı anda başlar ve ilk öğrenme ortamı ailedir.  Bu nedenle aile, yalnızca çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı değil; aynı zamanda onun karakterini, bakış açısını ve geleceğini şekillendiren ilk eğitim kurumudur.  Özellikle ilk 6 sene çocuğun karakterinin şekillendiği en kritik bir dönemdir.

Okul hayatının başlamasıyla birlikte öğretmenleri ve okulu çocuğun eğitim hayatına dahil olur.  Ailede başlayan eğitim, okul ortamında yine ailenin desteği ile çocuğun hayatını şekillendirmeye devam eder. Öğretmenler mesleklerini son derece özverili, fedakar ve sabırla sürdürürken bir insan inşaa eder. İnsanın şekillenmesine, topluma kazandırılmasına en büyük emeği sarf eder.   Bu organizasyon 3 temel unsurdan oluşmalıdır. Aile, okul ve çocuk. Ebeveynlerin, çocuklarının eğitimine aktif olarak katılması, okul ve aile iletişiminin sürdürülebilir bir şekilde kurulması, o güzel evlatların gelişimlerini destekleyen en önemli kriterdir.

Ailenin çocuk üzerindeki etkisi, okuldan önce başlar ve yaşam boyu devam eder. Çocuklar söylenenden çok gördüklerini öğrenirler. ‘Kitap oku.’ demek, bir çocuk için oldukça yüzeysel ve etkisiz bir cümledir. Ama ebeveynlerini kitap okurken gören bir çocuk, onları rol model alarak bu yaşananı deneyimlemek ister ve merakı uyanır. Çünkü ebeveynler çocukların aynasıdır. Bu yüzden anne babaların davranışları, kullandıkları dil, olaylara yaklaşımları ve birbirleriyle iletişim biçimleri çocuk için güçlü birer örnektir. Sevgi dolu, güven veren ve destekleyici bir aile ortamı; çocuğun özgüvenini artırır, sosyal ilişkilerini güçlendirir ve öğrenmeye karşı olumlu bir tutum geliştirmesine yardımcı olur.

Ailenin en önemli görevlerinden biri, çocuğa güvenli ve huzurlu bir ortam sunmaktır. Bunun yanında çocuğun duygularını anlamaya çalışmak, onu dinlemek, fikirlerine değer vermek ve gelişimini desteklemek de aile bireylerinin sorumlulukları arasındadır. Çocukların yalnızca akademik başarılarına değil; duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimlerine de önem verilmelidir. En önemlisi çocuğun duygusunu yaşamasına izin vermesi ve duygularını tanımasına imkan tanımasıdır.

Bununla birlikte sevgi kadar sınır koymak da çocuk eğitiminde büyük önem taşır. Sınırlar, çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar ve doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğrenmesine yardımcı olur. Her istediğinin anında gerçekleştiği bir ortamda büyüyen çocuk, sabretmeyi ve kurallara uyum sağlamayı öğrenmekte zorlanabilir. Örneğin gece geç saatlere kadar tablet kullanmak isteyen bir çocuğa, “Şimdi dinlenme zamanı, yarın tekrar kullanabilirsin.” diyebilmek ve koyduğunuz kuralın arkasında durabilmek; hem çocuğun sağlıklı alışkanlıklar kazanmasına hem de sorumluluk bilinci geliştirmesine katkı sağlar. Böyle bir durumda çocuk ağlasa da, kendini yerlere atsa da sizin kararlı tutumunuz, davranışın zamanla sönmesini ve çocuk için sağlıklı bir ortam oluşturmanızı sağlayacaktır.  Ağlıyor, üzülüyor diye bozulan kurallarsa maalesef otoriteyi derinden sarsar. Sevgiyle, merhametle, sabırla ve tutarlı bir şekilde konulan sınırlar, çocukların hayat boyu ihtiyaç duyacağı öz denetim becerisinin temelini oluşturur ki bu temel öğretmen, okul, arkadaşlık ve sosyal çevre ilişkilerini de derinden etkiler.

Aile, aynı zamanda çocuğun merak duygusunu desteklemeli, soru sormasına fırsat tanımalı ve öğrenmeyi günlük hayatın doğal bir parçası hâline getirmelidir. Birlikte kitap okumak, oyun oynamak, sohbet etmek ve kaliteli zaman geçirmek; çocuğun hem dil gelişimine hem de duygusal gelişimine büyük katkı sağlar.

Eğitim, okulda başlayan bir süreç değil; ailede temelleri atılan uzun bir yolculuktur.   Sevgi, saygı, merhamet, doğru rehberlik ve tutarlı sınırlarla büyüyen çocuklar hem akademik hem de sosyal yaşamlarında daha güçlü bireyler hâline gelirler.

Maria Montessori’nin şu sözü bu gerçeği en güzel şekilde özetler: “Çocuklar, kendilerine sunulan çevrenin ürünüdür.”

NURPERİ CÖMERT İĞDİGÜL

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar